1.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU NEDİR? (TCK MADDE 184)
1.1.GENEL BAKIŞ
İmar kirliliği, köyden şehre göçlerin artması ve buna bağlı olarak şehirlerin kalabalıklaşması sonucu ortaya çıkan, şehirlerin estetik görünümlerini kaybetmesi ve çevrenin bozulması gibi olumsuz etkilerin önlenmesine yönelik bir suç tipidir. Bu düzenleme, yaşayan topluma ve gelecek nesillere sağlıklı ve estetik bir çevre bırakılmayı amaçlamaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ikinci kitabında yer alan “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Çevreye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu, çevrenin korunmasını esas alan bir suç tipidir. Bu suç ile korunan hukuki değer ‘’çevre’’ olup suç topluma karşı işlendiği kabul edildiğinden mağduru ‘’toplum’’ olarak belirlenmiştir. İlgili suç tipi taksirle değil, genel kastla işlenmektedir.
TCK’nın ‘’İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU’’ başlıklı 184. maddesine göre;
Madde 184- (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.
(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.
(6) (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.
TCK’nın 184. maddesinde yer alan düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, suçun unsurları üç farklı fıkra halinde ele alınmakta ve bu hüküm kapsamında üç ayrı suç tipi tanımlanmaktadır. Bu nedenle, suçun maddi unsurlarını oluşturan fail, konu, mağdur ve fiil, ilgili fıkralar çevresinde bazı yönlerden farklılık gösterebilmektedir. Bu bağlamda, aşağıda suçun maddi ve manevi unsurları ayrı ayrı ele alınarak, her bir suç tipinin unsurları detaylı şekilde incelenecektir.
1.2. İMAR KİRLİLİĞİ VE İMAR MEVZUATINA AYKIRI YAPI
İmar kirliliği, İmar Kanunu’na ve diğer ilgili mevzuatlara aykırı olarak yapılan yapıların oluşturduğu düzensizliktir. İmar mevzuatına aykırı yapı, Plansız Alanlar Yönetmeliği’nin 4. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, imar mevzuatına aykırı yapı; “Muhtarlığa bildirim yapılmadan başlanan yapılar, ruhsatsız, ruhsat ve eklerine, fen ve sağlık kurallarına aykırı olan, kat nizamı, taban alanı, komşu mesafeleri, ön cephe hattı, bina derinliği ve benzeri konularda yapıldığı dönemdeki mevzuat hükümlerine uygun olmayan yapılar ile komşu parsele, yola, kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış alanlara tecavüz eden veya inşaat yasağı olan yerlere inşa edilen yapılardır.” şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu tanıma göre, belirtilen özelliklere dikkat edilmeden yapılan yapılar, aykırı yapılar olarak kabul edilir ve imar kirliliğine yol açar. Ceza Kanununda düzenlenen suçla, bu tür aykırı yapıların önüne geçilmesi ve sağlıklı kentleşmenin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu düzenlemeler, şehirlerdeki düzensiz yapılaşmanın önlenmesine ve kent yaşamının daha düzenli ve sağlıklı olmasına katkı sağlamayı hedefler.
1.3.SUÇ TİPİ HAKKINDA KAVRAMSAL AÇIKLAMALAR
1.3.1.YAPI RUHSATİYESİ
Yapı ruhsatiyesi 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre;
‘’ Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.
Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanı artmıyorsa ve nitelik değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabi olmaz.
Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.
Belediyeler veya valilikler mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da bu hükme tabidir.’’
İlgili maddede yapı ruhsatının tanımına yer verilmediği, yalnızca yapı ruhsatının alınmasının zorunlu olduğu ve hangi durumların ruhsata tabi olduğu belirtilmiştir. Doktrindeki tanımlara bakıldığında, Karavelioğlu’nun tanımına göre yapı ruhsatı, “yeni bir yapı yapılmasına veya mevcut bir yapının esaslı onarım ve tadilatı ile ilavesine yetkili makamlarca izin verilmesidir.” Bunun yanı sıra, mevzuat açısından, izne bağlı olarak yapılması gereken bir inşaata başlanılabilmesi için yetkili idareden alınan izin belgesi olarak da tanımlanabilir. (Yunus Fidan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK m. 184), Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,2010).
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre ise ruhsat, “kim tarafından, hangi ada ve parselde ne tür inşaat yapılmasına izin verildiğini ve bu maksatla ödenmesi gereken harç ve vergilerin yatırıldığını gösteren belgedir.”
Ayrıca, idarenin yapı ruhsatı verme işlemleri, idarenin kolluk alanındaki birel işlemleri arasında yer almaktadır. Yapı ruhsatı verilmesinin amacı ise kamu düzeni ve kamu sağlığını korumaktır. (Yunus Fidan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK m. 184), Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,2010).
İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrasından da görüleceği üzere, İmar Kanunu’nun kapsamına giren bütün yapılarda yapı ruhsatı alınması zorunludur. İmar Kanunu’nda bahsedilen süreler içerisinde idareye başvuru yapılarak yapı ruhsatı alınmalıdır. Alınmadığı takdirde kanuna aykırı yapı gündeme geleceğinden imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olur. Ruhsat alınmış ama sonradan değişikliğe uğramış yapılarda ise belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkileyen tadilat ve tamiratlar için bir başka deyişle yapılan esaslı değişiklik için ise ruhsat alınması gerekir. Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması gibi taşıyıcı unsuru etkilemeyen basit tadilat ve tamirat işlemleri için ise yeniden ruhsat alınmasına gerek yoktur.
1.3.2.ŞANTİYE
Şantiye, inşaat projelerinin yürütüldüğü, işlerin yapıldığı ve yönetildiği bir alan veya mekândır. Şantiyeler, bir inşaat projesinin düzenli ve başarılı bir şekilde tamamlanmasında büyük bir role sahiptir. Şantiyeler, içerisinde geçici yapıları, iş makineleri ve ekipmanlarını, personel gibi birçok unsuru barındırır ve bina şantiyeleri, altyapı şantiyeleri, ticari şantiyeler ve endüstriyel şantiyeler gibi birçok türü bulunmaktadır. Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 35. maddesinde şantiyenin tanımı, “Lüzum ve ihtiyaca göre inşaatın devamı süresinde kullanılıp yıkılmak üzere yapılmış binalardır.” şeklinde yapılmış olsa da buradaki tanım şantiyelerin değil şantiye binalarının tanımını yapmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddenin 2. fıkrasında geçen kavram ise şantiyedir. Kanun lafzına bağlı kalındığında ise şantiye kavramının önem arz ettiği görülecektir.
1.3.3.YAPI KULLANMA İZNİ
Yapı kullanma izni, yapıların mevzuattaki hükümler ile ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespitine yarayan, fiilen kullanma yetkisi veren resmi bir belgedir. Yapı Kullanma İzni, İmar Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenmiştir.
Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren makamlardan kullanma izni alınması gerekmektedir. Ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir
İlgili makamlar mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.
Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.
Kural olarak inşaatın bitim tarihi, yapı kullanma izin belgesinin düzenlendiği tarihtir. Nitekim bu durum İmar Kanunu’nun 31. maddesinde ‘’ İnşaatın bitme günü, kullanma izninin verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler bu hizmetlerden istifade ettirilir. ’şeklinde ifade edilmiştir.
1.3.4.ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLER
Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinin 5. fıkrasında ‘’özel imar rejimine tabi yerler’’ kavramına yer verilmiş olsa da bu kavramı açıklayan herhangi bir tanıma yer verilmediği görülmektedir. Madde gerekçesine bakıldığında ise yine bir tanıma yer verilmemiştir. Ancak madde gerekçesinde özel imar rejimine tabi yerlere örnek olarak organize sanayi bölgeleri sayılmıştır. Başka bir örneğe yer verilmemiş olsa da Sanayi Bölgeleri Kanunu dışında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 4681 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu, 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu, 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu gibi kanun kapsamındaki yerler de bu kavrama dahildir. (Suzan Aslan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK m. 184), Yüksek Lisans Tezi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2019)
2.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN UNSURLARI NELERDİR?
2.1.MADDİ UNSURLAR
Türk Doktrinindeki genel kabul gören anlayışa göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlar, maddi ve manevi unsurlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Suçun maddi unsurları; fail, mağdur, hareket, suçun konusu, netice ve nedensellik bağı şeklinde sınırlanırken, manevi unsurları ise kast ve taksir olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca ve İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, s.110).
2.1.1.FAİL
Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinde fail, suçun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştiren kişi olarak tanımlanmıştır. İmar kirliliğine neden olma suçunda ise Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi çerçevesinde üç farklı suç düzenlendiği için failler de farklılaşmaktadır.
İmar kirliliğine neden olma suçunun failleri, genellikle gerçek kişiler olacaktır. Kanunilik ilkesi gereği, suç ve güvenlik tedbirlerinde tüzel kişiler yalnızca kanunda açıkça belirtilen durumlarda sorumlu tutulabilirler. Ancak, bu suç özelinde tüzel kişiler için herhangi bir güvenlik tedbiri öngörülmediğinden, tüzel kişiler doğrudan sorumlu tutulamazlar. Bununla birlikte, tüzel kişilerin organları adına hareket eden gerçek kişiler, bu suçun faili olabileceklerdir. Dolayısıyla, tüzel kişilikteki bireylerin hukuki sorumluluğunun araştırılması, tespit edilmesi ve cezalandırılması gerekecektir.
TCK md. 184/1 hükmü fail açısından incelendiğinde; yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran herkes bu suçun faili olacaktır. Görüldüğü üzere fail açısından herhangi bir özellik aranmamış olduğundan TCK m.184/1 özgü suç özelliği taşımamaktadır. Madde gerekçesine baktığımızda da binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta, kalfa binayı yapan olarak; inşaatın sahibi ise yaptıran olarak suçun faili olabilecektir. Hatta madde gerekçesinden bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişilerin de bu suçun faili olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, suçun kanuni tanımında yer verilmeyen madde gerekçesinde yer verilen ‘kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişilerin’ ifadesinin maddenin kapsamının genişlemesine yol açacağı ve suçta kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacağı aşikardır. Kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişilerin TCK m.184/1 çerçevesinde fail olarak değerlendirilip değerlendirilmeyecekleri konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Yargıtay kararlarında ise kontrol ve denetim hizmeti veren kişilerin İmar kirliliğine neden olma suçundan değil, bağlı oldukları sektörün niteliğine göre (kamu-özel) Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi veya 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun 9. maddesi kapsamında fail olarak nitelendirdiği görülmektedir.( Meltem Ulakçı Varol, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK m. 184), Yüksek Lisans Tezi, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019; Yargıtay 4. CD, K.T. 01.05.2007, E. 2007/2045, K. 2007/41208; Yargıtay 4. CD, K.T. 02.10.2014, E. 2014/512, K. 2014/28156)
TCK md. 184/2 hükmü fail açısından incelendiğinde; Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi bu suçun faili olacaktır. Bu suç tipinde herkes fail olamamaktadır. Ancak özel hukuk tüzel kişilerinde veya kamu kurumlarında bu hizmetler için imza, onay ve kontrol aşamalarında görev alan kişiler TCK m.184/2 kapsamında fail olabilecektir. Bundan ötürü TCK m.184/2 faillik açısından özgü failliği taşımaktadır. Örneğin; ASAT, TEDAŞ, VODOFONE gibi kurumlarda çalışan ve imza, onay, kontrol aşamalarında görev alan kişiler fail olabilirler.
Son olarak TCK md. 184/3 hükmü fail açısından incelendiğinde ise; Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler bu suçun faili olacaktır. Bu suç tipinde de herkes fail olamamaktadır. Zira sınai faaliyetin icrasına müsaade edilmesi, işyeri açılması ve çalıştırılmasına müsaade etmek şeklinde nitelendirilir. Sınai faaliyete izin verme yetkisi olan kişilerin kim olduğu “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte belirtilmiştir. TCK m.184/3 hükmündeki fail ise bu yönetmelikte belirtilen yetkili kişiler olacaktır. Bu nedenle bu suç düzenlemesi de özgü suç niteliği taşımaktadır.
2.1.2.KONU
TCK m.184/1’de düzenlenen suçun konusu belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerdeki yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak yapılan binalardır. Bina, İmar Kanunu’nun 5. Maddesinde ‘’kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.’’ şeklinde tanımlanmıştır. Tüm bu sayılan özelliklere ek olarak binanın toprakla bağlantılı olması, belirli bir genişlikte veya yükseklikte olması gerekmez. Ayrıca binanın betonarme veya ahşap olması da fark etmez. Kanunda yer alan yapı kavramı tanımından da görüleceği üzere yapı kavramı, bina kavramına göre daha geniş kapsamlıdır. Zira yapı kavramı, İmar Kanunu’nun 30. maddesinde ‘’karada ve suda, daimî veya muvakkat, resmi veya hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik (hareketli) tesis şeklinde ‘’ tanımlanmıştır. Her yapı bir bina değildir. Bu nedenle TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasında yalnızca binadan söz edilmiş olduğundan ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yapılan bahçe ve istinat duvarı, yüzme havuzu, iskele, köprü, tünel, rıhtım, yol ve benzeri yapılar TCK m. 184/1’de yer alan suçun konusunu oluşturmaz. (Abdulbaki Giyik, ‘’İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu’’, TBB Dergisi, Yıl: 2018, S. 134, s. 77.)
TCK m. 184/2’de düzenlenen suçun konusu, belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelerdir. Şantiye kavramının ne olduğunu yukarıda açıklandığı için tekrar yer verilmeyecektir.
TCK m.184/3’te düzenlenen suçun konusu ise icra edilen sınai faaliyettir. İcra edilen sınai faaliyetin belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde olması gerekmez.
2.1.3.MAĞDUR
İmar kirliliğine neden olma suçunda suçun mağduru belirli bir kişi, grup olmayıp sağlıklı ve estetik bir çevrede yaşama hakkına sahip toplumdaki tüm bireyler mağdur konumundadır.
2.1.4.FİİL
TCK m.184 hükmünde İmar kirliliğine neden olma suçu başlığı altında üç farklı suç düzenlenmiştir. Birinci fıkrada; ruhsatsız ve ruhsata aykırı bina yapma veya yaptırma, ikinci fıkrada; ruhsatsız olarak başlatılan inşaatlara ait şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etme, üçüncü fıkrada ise yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmek fiilleri suç olarak düzenlenmiştir. Her üç suç tipi içinde ortak olarak şunlar söylenebilir; ilk olarak her üç suç tipi de soyut tehlike suçudur. Üç suç tipinde de suçun oluşması için ayrıca bir zarar neticesi aranmaz. İkinci olarak, her üç suç tipinde de kanun koyucu netice aramamış olup fiilin icrası ile ihlal gerçekleşmiş olur ve suç tamamlanır. Bu nedenle düzenlenen üç suç tipi de sırf hareket suçudur.
2.1.4.1.YAPI RUHSATİYESİ ALMADAN VE YAPI RUHSATINA AYKIRI BİNA YAPMAK VE YAPTIRMAK
TCK m.184/1’de düzenlenen suç, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak şeklinde iki farklı eylemi kapsamaktadır. Bu bağlamda düzenleme kapsamında yer alan fiiller, seçimlik hareketli suçlardır. Söz konusu maddede, ruhsatsız olarak veya ruhsata aykırı olarak BİNA yaparak veya yaptırarak suç düzenlemesi ihlal edilmiş olur. Ancak hangi yapıların ‘’bina’’ kapsamına girmediği hususunda, ilgili bölümde ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus ise, binada ruhsat alınmaksızın sonradan değişikliğin yapılmasının TCK 184. maddesinin birinci fıkrası kapsamında olup olmadığıdır. Ceza Genel Kurulunun 2020/329 E., 2022/823 Kararında bu husus detaylıca açıklanmıştır: …Böyle bir durumda suçun oluşup oluşmadığı, binada sonradan yapılan değişikliklerin niteliğine göre belirlenmelidir. Mevcut bir bina üzerinde ve binanın kapsamı dâhilinde olmak koşuluyla, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 3. fıkrası uyarınca “Derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar” ruhsata tabi olmadığından, yapılan değişikliğin bu kapsamda kalması hâlinde suç oluşmayacaktır. Ancak, yasal düzenlemede sayılan hususlar dışında yapılan değişikliklerin mutlaka imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturacağı sonucuna ulaşılmamalıdır. İmar Kanunu’nun 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sınırlamalar dışında kalan değişiklikler bakımından imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için; Söz konusu değişikliklerin ya İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina olarak nitelendirilmesi ya da yapılan esaslı tadilatların binanın taşıyıcı unsurunu etkilemesi gerekmektedir. Yapılan değişiklikler bina olarak nitelendirilemiyorsa, İmar Kanunu’nun 21. maddesinin 2. fıkrasına aykırı davranılması nedeniyle aynı Kanun’un 42. maddesinde belirtilen idari yaptırımların uygulanmasıyla yetinilmelidir (Giyik, s. 78-79.). Buna karşın, yapılan değişikliklerin İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina vasfını taşıması durumunda TCK’nın 184. maddesinin birinci fıkrasındaki imar kirliliğine neden olma suçu oluşacaktır. Yapılan değişikliklerin bina olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinde başvurulan ölçütlerden birisi, bunların “Esaslı tadilat” kapsamında kalıp kalmadığıdır. Esaslı tadilat, 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği’nin 16. maddesinde; “Yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen ve/veya inşaat alanını ve ruhsat eki projelerini değiştiren işlemler” şeklinde tanımlanmış ve esaslı tadilatın ruhsata tabi olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay uygulamalarına göre de sonradan ruhsata aykırı olarak yapılan değişikliklerin bina niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinde binanın taşıyıcı unsurunu etkileyip etkilemediği veya alan kazanma niteliğinde olup olmadığı hususları dikkate alınmaktadır. Yine İmar Kanunu’nun 5. maddesine uygun kapalı alanda kullanılan malzemenin kalıcı olup olmadığı ve değişikliğin sabit şekilde yapılıp yapılmadığı da Yargıtay Özel Ceza Dairelerince değişikliklerin bina vasfında olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanılan ölçütlerdendir. ‘’ Bununla birlikte, suçun oluşması için binanın fiilen kullanılıyor olmasının bir önemi yoktur; binanın ruhsatsız ya da ruhsata aykırı bir şekilde inşa edilmiş olması yeterlidir.
2.1.4.2.YAPI RUHSATİYESİ OLMADAN BAŞLATILAN İNŞAATLAR DOLAYISIYLA KURULAN ŞANTİYELERE, ELEKTRİK, SU VEYA TELEFON BAĞLANTISI YAPILMASINA MÜSAADE ETMEK
Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere, elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etme fiili ile bu suç düzenlemesi ihlal edilmiş olur. Suçun konusu yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan bir inşaat dolayısıyla kurulan şantiyeler olması gerekir. Binalar bu suçun konusunu oluşturmaz. Zira ruhsat alınmadan yapılan ve tamamlanan binaya elektrik, su, telefon hizmetinin sağlanması bu suç kapsamında değildir.
2.1.4.3.YAPI KULLANMA İZNİ ALINMAMIŞ BİNALARDA HERHANGİ BİR SINAİ FAALİYETİN İCRASINA MÜSAADE ETMEK
Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade edilmesi ile bu suç düzenlemesi ihlal edilmiş olur. Suçun oluşması için müsaade edilmesi yeterlidir. Madde lafzına bağlı kalındığında, sınai faaliyet dışında yapılan faaliyetlere müsaade edilmesi bu suçu oluşturmaz. Bina, yapı ruhsatı uygun bir şekilde inşa edilmiş olsa bile eğer yapı kullanma izni alınmamış bir bina ise ve sınai faaliyet icrasına müsaade edilirse bu suç oluşur.
Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade edilmesi, TCK 184/3 hükmündeki suç düzenlemesinin ihlaline yol açar. Suçun oluşması için sadece müsaade edilmesi yeterlidir; yani sınai faaliyetin yapılmasına izin verilmesi suçun oluşmasına sebep olur. Madde lafzına bağlı kalındığında, sınai faaliyet dışında gerçekleştirilen faaliyetlere müsaade edilmesi bu suçu oluşturmaz. Eğer bina, yapı ruhsatına uygun şekilde inşa edilmiş olsa bile, yapı kullanma izni alınmamışsa ve sınai faaliyetlerin icrasına müsaade edilirse, bu durum yine suçun oluşmasına neden olur.
2.2.MANEVİ UNSURLAR
TCK m.184’te düzenlenen suçlar, yalnızca kasten işlenebilir ve bu suçların taksirli hali kanunda yer almamaktadır. İlk fıkradaki suç açısından, suçun konusu olan binanın yapımında yer alan fail, inşaat faaliyetinin yapı ruhsatı olmadan veya ruhsata aykırı olarak gerçekleştirildiğini bilmelidir. İkinci fıkra kapsamında, elektrik, su veya telefon bağlantısına izin veren failin, şantiyenin yapı ruhsatı olmadan başlatılmış bir inşaata ait olduğunu bilerek ve isteyerek izin vermesi gerekmektedir. Üçüncü fıkra açısından ise, yapı kullanma izni alınmamış binalarda sınai faaliyetlerin yapılmasına izin vermek suçunun oluşabilmesi için failin, sınai faaliyetlerin yapılacağı binanın yapı kullanma izninin olmadığını bilmesi gerekmektedir. Bu düzenlemeler, failin kastının varlığını ve suçun oluşumunu belirleyen önemli unsurlar olarak öne çıkmaktadır (Yunus Fidan, ‘’İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK m. 184)’’, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,2010).
3.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMAYAN EYLEMLER
3.1.BİNA İÇİ YAPILAN TADİLATLAR
Bina içi yapılan tadilatlar ‘’basit tadilat ‘’ kabul edilir ve imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz. Ancak, bina içi yapılan tadilatlar esaslı tadilat ise Yargıtay Kararlarında belirtilen şekilde binanın taşıyıcı unsurunu etkiliyor veya alan kazanma niteliğinde ise bu tür değişiklikler yapı ruhsatına tabidir ve ruhsat alınarak yapılması gerekir.
3.2.BALKON VE TERASLARDA YAPILAN TADİLATLAR
Balkonlarda yapılan tadilatlar genelde cam ya da PVC ile kapatılması ya da odaya, mutfağa dahil edilmesi, balkonun genişletilmesi şeklinde olmaktadır.
Balkonların kapatılması, yeni bir alan kazanımı sağlamadığından imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz. Yine aynı şekilde balkonun odaya dahil edilmesi de brüt alanı değiştirmediğinden imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz.
“…Bina balkonunu alüminyum doğrama ve cam ile kapatan sanığın eyleminin, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak suretiyle imar kirliliğine neden olmak suçunu oluşturmayacağı gözetilerek beraatına karar verilmesi gerekir…” (4. CD, E. 2009/3046 K. 2011/7468 K.)
‘’ …Sanığın, mevcut ruhsatlı yapının balkonunu 10 metre kare kapatarak odaya dahil etme ve ilave kapalı alan oluşturma biçiminde gerçekleştirdiği eyleminin, konuta ruhsatta belirtilenin dışında yeni bir alan kazandırmaması ve bina niteliğinde olmaması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesinde öngörülen imar kirliliğine neden olma suçunun öğelerinin oluşmadığı ve İmar Kanununun 32, 42. maddeleri kapsamında idari yaptırımın konusunu oluşturabileceği gözetilmeden, beraat kararı verilmesi yerine mahkumiyetine hükmolunması…’’(4.CD 2012/24491 E.,2013/19279 K.)
‘’…Dairenin balkonu kapatılıp, mutfak ile balkon arasındaki duvarın da kaldırılması suretiyle, 2.20 metrekare alanın mutfağa dahil edildiğinin tespit edilmiş olması karşısında, tek başına balkon kapatma eyleminin suç oluşturmayacağı gözetilerek, ara duvarın kaldırılması tadilatının ise binanın taşıyıcı unsurunu etkileyen işlemlerden olup olmadığı hususunda bilirkişiden ek rapor alınıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi, kanuna aykırı ve sanık N.. I.. müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle hükmün bozulmasına…’’( 4.CD., E. 2013/20580, K. 2014/24682)
Ancak sonradan balkon ilave edilmesi, balkonun yapı ruhsatiyesinde belirtilen ölçünün dışına çıkılarak genişletilmesi imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaktadır. Zira bu eylem ile yeni bir alan kazanılmış ve taşıyıcı unsurları etkilenmiş olur.
‘’…keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda 6 metrekare ebatında zemin üstü ikinci katın balkonlarının uzatılmasının taşıyıcı unsurları etkilediğini tespit etmesi karşısında, atılı suçun oluştuğu gözetilmeden dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi… bozmayı gerektirmiş…’’ (18.CD, 2018/7422 E., 2020/34 K.)
‘’…bilirkişi raporunda, sanığın ikinci kat balkonunu büyütmesi şeklindeki eyleminin binanın taşıyıcı unsurunu kısmen etkilediği belirtildiği halde, atılı suçtan mahkumiyeti yerine yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür…’’ (4.CD, 2021/30606 E., 2024/4515 K.)
Teraslarda yapılan basit tadilatlar imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmazken, yapılan esaslı tadilatlar imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturur. Örneğin; Terasın konstrüksiyon ile kaplanması basit tadilattır ve imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz.
‘’…Sanığın apartman terasını kapladığı … konstrüksiyonun, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan “Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.” şeklinde tanımlanan bina kapsamında kalmaması ve kaplanan … yapının etrafının açık olması nedeniyle, sanığın teras kısmından alt kısma su vurduğu için izolasyon yapamamaları nedeniyle teras yaptırdığı yönündeki savunması da gözetilerek, eylemin alan kazanma niteliğinde bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığa yüklenen imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir…’’ (CGK, 2020/329 E. , 2022/823 K.)
Teraslarda yapılan esaslı tadilatlar imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturur. Örneğin; terasta yeni odalar oluşturmak, çatıyı kaldırıp teras yapmak teraslarda yapılan esaslı tadilatlardır.
3.3.SABİT OLMAYAN YAPILAR VE EKLENTİLER
Zemine herhangi bir şekilde bağlı olmayan yapılar, bina vasfında olmayıp imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz. Sabit olmayan yapılara örnek olarak; konteynerler, eklentiler, geçici barakalar verilebilir. Ancak, bu tür yapılar yere sabitlenirse ve sürekli hale gelirse imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturabilirler. Özetle, portatif yapıların imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturup oluşturmadığı hususundaki temel özellik, yapının sabitliği, sürekliliği ve zemine bağlantısının olup olmadığıdır. Yargıtay kararları da bu yöndedir ve sabit olmayan yapılar için imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağına, ancak sabit ve sürekli yapılar için bu suçun söz konusu olabileceğine dair görüş bildirilmiştir.
‘’… Konteynerlerin 10 santimetre kare kalınlığında beton üzerine yerleştirildiği temelsiz, zeminle kalıcı bağlantısı olmadığı anlaşıldığından sanık hakkında atılı suçun unsuru oluşmadığı kabul edilmiştir…’’ (4.CD, 2021/32803 E., 2024/5990 K.)
‘’…Fotoğraflarda ise örülmüş olan taş zeminin üstüne konteynerlerin yerleştirildiğinin anlaşılması karşısında, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde konteynerin zemine ne şekilde yerleştirildiği, kalıcı amaçlı olarak tasarlanıp tasarlanmadığı ve suça konu yapıların 3194 sayılı Kanun’un 5 inci maddesine göre bina niteliğinde olup olmadığı mahallinde uzman bilirkişi aracılığıyla keşif yapılmak suretiyle kuşkuya yer vermeyecek biçimde saptanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur…’’ (4. CD, 2021/15094 E., 2023/23428 K.)
‘’…17,5 metrekarelik alanı kapsayacak şekilde kaçak konteyner koymak suretiyle imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği iddiası ile açılan davada, suça konu yapının bina niteliğinde olmadığının anlaşıldığı, imar kirliliğine neden olma suçunun yasal unsurlarını oluşturmadığı ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi yönündeki Yerel Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığından…’’ (4. CD,2021/27668 E., 2024/5140 K.)
‘’…Sanığın, taşınmazına ruhsatsız konteyner koyup yanına da ekler yaparak imar kirliliğine neden olduğu iddia edilen olayda; bilirkişinin rapor içeriğindeki tespitlerde söz konusu konteynerin dört köşesine direk konup üzerine oturtulmuş olan temelsiz üzerindeki aparatlar sayesinde vinçle kondurulmuş prefabrik şeklinde olduğu, istendiğinde başka bir mekana taşınabileceği yönündeki tespit karşısında; suça konu yapının bina vasfında olmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir…’’ (4. CD,2021/20661 E., 2024/466 K.)
‘’…Sanığın, ruhsat almaksızın suça konu yere imara aykırı olarak 100 m ebadında zemin seviyesinde blokaj betonunu döktürdüğü, üzerine bir adet prefabrik baraka yaptırdığı, ilave olarak iki adet konteyner yerleştirdiği, üzerlerine sonradan demir çatı yapılarak çatı direklerle yere sabitlendiği ve sabit bina haline getirilmek suretiyle imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği…’’ (4. CD,2021/43555 E., 2024/6682 K.)
Bina niteliğinde olmayan eklentiler imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmazken, bina niteliğine haiz olan eklentiler ise imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturur.
‘’…Sanığın yanında çalışan işçisinin barınması için ana binaya eklenti olarak yaptığı suça konu, duvarları tuğladan ve çatısı saç malzemeden olan ruhsatsız yapının, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tarifi yapılan “bina” niteliğinde bulunduğu ve TCK’nın 184/1. maddesine uyan imar kirliliğine neden olma suçunun oluştuğu gözetilmeden, yasal olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi, yasaya aykırı ve katılan … vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına…’’ (4. CD,2010/12489 E.,2012/15384 K.)
‘’…16,60×14,93 m2 ebatında ruhsatsız eklenti yapmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediği iddiası ile açılan davada sanığın 41619 ada 1847 parseldeki binanın çatı katına 247 m2 büyüklüğünde ruhsatsız kaçak eklenti yaptığı, çatı katındaki bu ilavenin 3’üncü kattaki daireye ilave edilmek suretiyle daireye dubleks vasfı kazandırıldığı, sanığın imar kirliliğine neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir…’’ (4.CD,2022/6759 E., 2024/6777 K.)
3.4.12/10/2004 TARİHİNDEN ÖNCEKİ FAALİYETLER
Bu suç düzenlemesi 5237 sayılı kanun ile 12/10/2004 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu tarih itibarıyla yapılan eylemler bu madde kapsamında cezalandırılacaktır.
4.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN CEZASI VE ÖZEL HÜKÜMLER
4.1.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNUN CEZASI
Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi ve yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
4.2.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE ETKİN PİŞMANLIK
Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonra failin, yaptığı fiilden pişmanlık duyarak, bu pişmanlık nedeniyle cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi sebep olarak kabul edilir. Türk Ceza Kanunu’nda kanun koyucu, etkin pişmanlık düzenlemesini yalnızca bazı suçlar için getirmiştir. İmar kirliliğine neden olma suçu da bu suçlardan biridir. TCK m.184/5’te yer alan düzenleme, etkin pişmanlık hükümleri açısından bir örnek teşkil etmektedir.
Bu maddeye göre, kişinin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi durumunda, birinci ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer ve mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Ancak dikkat edilmesi gereken iki önemli husus bulunmaktadır. Birincisi, etkin pişmanlık hükümleri yalnızca TCK m.184/1 ve m.184/2’te yer alan suçlar için uygulanabilir. Bu nedenle, TCK m.184/3’te belirtilen sınai faaliyetin icrasına müsaade etme suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanmaz. İkinci olarak, kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı hem imar planına hem de ruhsatına uygun hale getirmesi gerekmektedir. Bu şartın yerine getirilmesi, etkin pişmanlık hükümlerinin geçerli olabilmesi için zorunludur.
4.3.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE İŞTİRAK
TCK m.184/1’de yer alan suçta bina yapan ve yaptıran kişilerin arasında iştirak değil, asli (müşterek) faillik söz konusu olacaktır.
TCK m.184/2 ve m.184/3 ‘de yer alan suçlarda ise özgü faillik olduğu için, müsaade etmeye yetkili kişiler asli fail olurken diğerleri TCK m.40/2’e göre yardım eden veya azmettiren olacaklardır.
4.4.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (HAGB)
CMK m.231’de yer alan düzenlemede, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise ve sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmış, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi halinde mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, TCK m.184/5’te İmar kirliliğine neden olma suçunda düzenlenen özel bir etkin pişmanlık hükmü vardır. Yargıtay Kararlarında da görüleceği üzere TCK m.184/5 hükmünden dolayı İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda HAGB uygulanmasının imkânı bulunmamaktadır.
‘’…İmar kirliliğine neden olma suçunda ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirerek TCK’nın 184/5. maddesindeki özel düzenlemeden yararlanma imkânı bulunan fail hakkında CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma imkânı bulunmamaktadır…’’ (CGK 25.11.2014 tarih 2014/4-94 E., 2014/525 K.)
4.5.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU VE HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ
İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir.
5.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA YARGILAMA
5.1.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA SORUŞTURMA
İmar kirliliğine neden olma suçu, toplumda yaşayan herkesin mağdur sayılabileceği suçlar kategorisinde yer almakta olup, şikâyete bağlı bir suç niteliği taşımamaktadır. Bu bağlamda, savcılık makamının söz konusu suçu herhangi bir şekilde öğrenmesi halinde soruşturma süreci re ’sen başlatılır. Ayrıca bu suç türü, Türk Ceza Kanunu’nda uzlaşma kapsamında sayılmamıştır.
5.2. İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDA KOVUŞTURMA
Soruşturma aşamasının tamamlanmasıyla birlikte, yeterli suç şüphesine ulaşılması durumunda, savcılık makamı tarafından suçun işlendiğine dair iddianame düzenlenir. İddianamenin mahkeme tarafından kabulü edilmesiyle kovuşturma aşamasına geçilmiş olur.
Bu kapsamda, İmar kirliliğine neden olma suçunda görevli mahkeme; Asliye Ceza Mahkemesi, yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir.
5.3.ZAMANAŞIMI
Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer. İmar kirliliğine neden olma suçu ise 8 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
6.SIKÇA SORULAN SORULAR
6.1.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDAN ALINAN CEZA ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLİR Mİ?
Türk Ceza Kanunu’na göre, imar kirliliğine neden olma suçunun cezası temel olarak hapis cezası olarak belirlenmiştir. Bunula birlikte, kısa süreli hapis cezaları (1 yıl veya daha az süreli hapis cezaları), suçlunun kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sırasında gösterdiği pişmanlık ve suçun işlendiği koşullar göz önünde bulundurularak adlî para cezasına çevrilir. İmar kirliliğine neden olma suçundan hükmedilen 1 yıl ve altındaki hapis cezaları, mahkeme tarafından seçenek yaptırımlardan biri olan adli para cezasına dönüştürülebilir.
6.2.KONTEYNER VE PREFABRİK EVLER VE İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLUR MU?
Konteynerler, temelsiz ve zeminle kalıcı bağlantısı bulunmadığı sürece bina niteliğine taşımadığından, imar kirliliğine neden olma suçunun konusunu oluşturmaz. Ancak, konteynerlerin zemine sabitlenmesi ve sabit bina haline getirilmesi durumunda, bu yapılar suçun konusu kapsamına dahil edilmektedir. Bu hususta, Yargıtay kararları da bu yönde bir yaklaşım sergilemektedir;
‘’… Konteynerlerin 10 santimetre kare kalınlığında beton üzerine yerleştirildiği temelsiz, zeminle kalıcı bağlantısı olmadığı anlaşıldığından sanık hakkında atılı suçun unsuru oluşmadığı kabul edilmiştir…’’ (4.CD, 2021/32803 E., 2024/5990 K.)
‘’…Sanığın, ruhsat almaksızın suça konu yere imara aykırı olarak 100 m. ebadında zemin seviyesinde blokaj betonunu döktürdüğü, üzerine bir adet prefabrik baraka yaptırdığı, ilave olarak iki adet konteyner yerleştirdiği, üzerlerine sonradan demir çatı yapılarak çatı direklerle yere sabitlendiği ve sabit bina haline getirilmek suretiyle imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği…’’ (4. CD, 2021/43555 E., 2024/6682 K.)
Prefabrik evlerin, imar kirliliğine neden olma suçunun konusu olabilmesi için sabit ve kalıcı nitelikte olmaları ve bina niteliğine sahip olmaları gerekir. Yani, prefabrik evler yerleştirildikleri alanda sabit bir şekilde inşa edilip, sürekli kullanıma uygun hale gelmişse ve yapı olarak bina vasfı taşıyorsa, bu evler imar kirliliğine neden olma suçunun kapsamına girebilir. Aksi takdirde, taşınabilir veya geçici yapılar olarak değerlendirilmesi durumunda, bu tür yapılar suçun konusu olmaz. Bu durum, yapının kalıcılığı ve sabitliği ile doğrudan ilişkilidir.
‘’…Suça konu prefabrik yapının beton zemin üzerine oturtulup sabitlenmiş olması karşısında; TCK’nın 184/1. maddesinde yazılı suçun oluştuğu, anılan maddenin 5. fıkrasında öngörülen şartın gerçekleşmesi halinde de düşme kararı verilmesi gerekeceği gözetilmeden yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi…’’ (4. CD, 2012/3095 E., 2012/25441 K.)
‘’…Bilirkişi raporunda 5,7 ve 9 numaralar ile gösterilen prefabrik yapıların sürekli ve sabit yapı niteliğinde olduğunun belirtilmesi nedeniyle imar kirliliği suçunun unsurlarının oluşması binaların yapıldığı arsanın sanığa ait olması ve sanığın kardeşi tanık A..Y..’in, sanığın onayı olmadan bir yapı inşa edilmesinin mümkün olmadığını beyan etmesi karşısında, sanık Z..Y..’in TCK’nın 184/1 maddesi uyarınca mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi, kanuna aykırıdır…’’ (4. CD, 2013/31629 E. ,2014/30239 K.)
6.3.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU UZLAŞMA KAPSAMINDA MIDIR?
İmar kirliliğine neden olma suçu şikâyete tabi bir suç olmadığından ve CMK m.253/1-b’te sayılan suçlardan biri de olmadığı için uzlaşma kapsamında değildir.
6.4.SUNDURMA AHŞAP YAPILAR İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLUR MU?
Yargıtay’ın çeşitli ceza dairelerine göre sundurma ahşap yapılar imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmamaktadır:
‘’…İmara aykırı yapının ruhsata tabi olmayan, bina niteliğinde olmayan sundurma olduğunun ve sundurma yapının imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaması karşısında… ‘’(18.CD, 2015/13759 E., 2015/12643 K.)
‘’…Yargılamaya konu somut olayda; sanığın, kiracısı olduğu dükkan önündeki hasır sundurmayı kaldırarak 4 metre genişliğinde yeni sundurma yaptığının iddia ve kabul edilmesi karşısında; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun binayı tanımlayan 5. maddesi ve yapı ruhsatiyesi almadan veya ruhsata aykırı bina yapmayı tanımlayan 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesi dikkate alındığında, sundurmanın ne şekilde bina niteliğinde olduğu açıklanmadan hükümlülük kararı verilmesi…’’ (4. CD, 2012/207 E., 2012/24336 K.)
‘’…Etrafı açık sundurma yapma, imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmayacağından…’’ (4. CD, 2013/20817 E, 2014/24698 K.)
‘’…Yapı tatil zaptı, keşif, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; suça konu sundurmanın bina niteliğine olmadığı, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184’üncü maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçunun öğelerinin oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın beraatine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır…’’ (4. CD,2021/23256 E., 2024/2822 K.)
6.5.İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇUNDAN MAHKUM OLAN KİMSE KURUMA ÖDEMİŞ OLDUĞU İDARİ PARA CEZASINI GERİ ALABİLİR Mİ?
Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesi, bir fiilin hem kabahat hem de suç olarak tanımlanması durumunda, öncelikle suçtan dolayı yaptırım uygulanması gerektiğini hükme bağlamaktadır. Bununla birlikte, eğer suçtan dolayı yaptırım uygulanamazsa, kabahat nedeniyle yaptırım uygulanabileceği ifade edilmektedir. Bu düzenleme, suç ve kabahat arasındaki sınırların ve yaptırım uygulama yöntemlerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
İmar Kanunu’nun 42. maddesi çerçevesinde, idari para cezalarının uygulanması söz konusu olduğunda, Non Bis In Idem ilkesi devreye girmektedir. Bu ilkeye göre, bir kişi ceza yargılaması sonucunda mahkûm edilmişse, aynı fiilden dolayı idari para cezası uygulanması hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla, ceza yargılaması sonunda mahkûmiyet kararı almış bir kişi, idari para cezasının iadesini talep edebilir. Bu durum, bir kişi için aynı fiilden dolayı hem ceza yargılaması hem de idari yaptırım uygulanmasının engellenmesine yönelik bir önlem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç olarak, Kabahatler Kanunu ve İmar Kanunu’ndaki düzenlemeler, suç ve kabahat arasındaki ilişkilerin, aynı fiilden dolayı birden fazla cezalandırmanın önlenmesi amacıyla dikkatle düzenlenmiş olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, Non Bis In Idem ilkesi, hukukun temel ilkelerinden biri olarak, bir fiil nedeniyle birden fazla yaptırım uygulanmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

